Bilmiyorum, müziğe benim kadar önem vermek (dinleyici olarak) doğru mudur ama ben kesinlikle müziğin bunu hak ettiğini düşünüyorum. Şarkılar… Hepsi birer küçük hafıza yumağı…
Bir şarkı dinlersiniz, o “an” kazınır o melodilerle beyninize. Ama o anın her şeyi kazınmıştır usulca, bir şarkıyı ilk dinlediğinizde. Şarkıyı dinlediğinizde yanınızda olan kişi, şarkıyı dinlediğiniz yer, o yere nasıl geldiğiniz, belki şarkı sırasında konuştuğunuz konu, hatta o sırada düşündüğünüz şeyler, hatta ve hatta o dönemde önem verdiğiniz “değerler”…
Sonra duyarsınız o şarkıyı başka bir yerde, belki de -bilerek, o anı tekrar yaşamak, şarkıyı beraber dinlediği kişiyi, kişileri tekrar hatırlamak, o zamanki düşlere tekrar dalmak için- açar dinlersiniz şarkıyı, tekrar tekrar…
Ama sonra bakmışsınız, o şarkı üstüne tekrar tekrar dinlediğiniz başka zamanki “an”lar sarılmış ip gibi, dolamışlar şarkıyı. Kişiler, mekanlar, tatlar, kokular… Artık o şarkıda ilk dinlediğiniz zamankilerden daha güçlü hatırlarsınız “güncel” olanları. Artık başka bir şehir gelir aklınıza, başka kişiler… Ağır bir sigara tadı duyarsınız. Tat ve koku… O, ilk dinlediğiniz anla, her dinleyişte sarılan, kimi ince kimi kalın hafızalar bir alttakini biraz daha kapatırken büyür o yumak. Çok sonra bakarsınız şarkıya, dinlersiniz; “an”lar dolu, “an”lar sarılı pek çok. Anlarsınız ki yumak büyüyor, siz büyüdükçe… dinlersiniz şarkıyı ve tekrar tekrar yaşarsınız yumaktaki en kalın “an”ları… Ağlarsınız belki, belki bir tebessüm konar yüzünüze…
Benim için vardır pek büyük birkaç yumak; en büyüğü sanırım; high hopes...